Sigorta Rücu Davalarında Görevli Mahkeme: Kat Mülkiyeti Kanunu’nun Önceliği

25 Eylül 2026 • Autor: Ertugrul Salih Ozhan

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin kanun yararına bozma kararı üzerine bir inceleme

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, T. 08.06.2026, E. 2026/11101, K. 2026/10560 (RG: 04.09.2026/33360)

I. Olayın Arka Planı

Ankara Keçiören’de bulunan bir apartmanın ortak gider (atık su) borusunun tıkanması sonucu, geri tepen sular sigortalı bir bağımsız bölümü basmış ve maddi hasara yol açmıştır. Sigorta şirketi, sigortalısına 10.720 TL tutarında hasar tazminatı ödemiş; ardından Türk Ticaret Kanunu m. 1472’de düzenlenen halefiyet ilkesine dayanarak, zarara sebep olduğu iddia edilen kat maliklerine karşı rücuen icra takibi başlatmıştır. Borçluların itirazı üzerine, sigorta şirketi itirazın iptali davası açmıştır.

Dava 11.08.2022 tarihinde açılmış; Ankara 6. Sulh Hukuk Mahkemesi uyuşmazlığı ticari dava olarak nitelendirerek, dava şartı arabuluculuğa başvurulmadığı gerekçesiyle davayı usulden reddetmiştir. Karar kesinleşmiş; ancak Adalet Bakanlığı, kararı kanun yararına temyiz yoluyla Yargıtay’ın önüne taşımıştır.

II. Yargıtay’ın Gerekçesi

5. Hukuk Dairesi iki ayrı hukuki soruna eğilmiştir:

1) Zaman Bakımından Uygulama Sorunu

Kat mülkiyetinden doğan uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk şartı 01.09.2023 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Dava bundan önce, 11.08.2022’de açıldığından, ilk derece mahkemesinin arabuluculuk şartı yokluğundan davayı reddetmesi zaman bakımından hatalıdır.

2) Görevli Mahkeme Sorunu

Daire, uyuşmazlığın esasen 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklandığını, bu nedenle sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğunu belirtmiştir. Ancak kararın gerekçesinde, mahkemenin ticaret mahkemesini görevli görmesi hâlinde dahi “usulden ret” yerine “görevsizlik kararı” vermesi gerektiğine dair ihtiyati bir ifadeye de yer verilmiştir. Sonuç olarak Daire, kararın sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına oy birliğiyle karar vermiştir.

III. Hukuki Tartışma: İki Rakip Görüş

Bu kararın asıl değeri, doktrinde uzun süredir tartışılan bir soruna dokunmasıdır: Sigorta şirketinin halefiyete dayalı rücu davasında görevli mahkeme nasıl belirlenir?

a) “Mutlak Ticari Dava” Görüşü

Bir görüşe göre, rücu/halefiyet hakkının dayanağı TTK m. 1472 olduğundan, bu davalar niteliği gereği ticari kabul edilmeli ve ticaret mahkemelerinde görülmelidir. Bu yaklaşım, davanın kaynağını (sigorta sözleşmesi ve TTK) esas alır.

b) “Temel İlişki” Görüşü

Baskın görüşe göre ise, halefiyet hakkının TTK’da düzenlenmiş olması davayı otomatik olarak ticari yapmaz. Asıl belirleyici olan, taraflar arasındaki temel hukuki ilişkinin niteliğidir — yani sigortalı ile zarar veren arasındaki asıl uyuşmazlığın kaynağı neyse, görevli mahkeme de ona göre belirlenir. Sigortacı, sigortalısının yerine geçtiği için, sigortalının zarar verene karşı sahip olduğu davanın niteliğini de devralır.

Somut olayda bu ikinci görüş belirleyici olmuştur: Zarar, kat mülkiyeti kurulu bir binanın ortak alanından kaynaklandığından, temel ilişki kat mülkiyeti hukukudur, sigorta hukuku değil.

IV. Özel Kanun Hükmünün Belirleyiciliği: KMK Ek Madde 1

Kararın en isabetli yönü, 634 sayılı KMK Ek Madde 1’in emredici niteliğine vurgu yapmasıdır. Bu hüküm, Kat Mülkiyeti Kanunu’nun uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlığın, dava değerine bakılmaksızın sulh hukuk mahkemesinde çözümleneceğini düzenler. Bu, genel görev kurallarının önüne geçen özel ve emredici bir düzenlemedir.

Bu noktada, tarafların tacir sıfatı taşıyıp taşımadığı veya uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi bulunup bulunmadığı gibi kriterlerin araştırılmasına dahi gerek kalmamaktadır — çünkü kanun koyucu, kat mülkiyetinden doğan uyuşmazlıklar için görevi zaten kesin biçimde belirlemiştir. Yargıtay’ın da isabetle vurguladığı üzere, görev kuralları kamu düzenindendir ve mahkemelerce resen gözetilmelidir.

V. Gerekçedeki Zayıf Nokta

Kararın metodolojik açıdan eleştiriye açık bir yönü vardır: Daire, “mahkeme ticaret mahkemesini görevli görürse dahi usulden ret yerine görevsizlik kararı vermeliydi” şeklinde ikili bir ihtimale kapı aralayan bir gerekçe kurmuştur. Oysa somut olayda KMK Ek m. 1 gibi özel ve emredici bir hüküm mevcutken, Dairenin “bu dava ticari bir dava değildir, dolayısıyla ret kararı hukuka aykırıdır” şeklinde doğrudan ve net bir tespitle hüküm kurması, hem usul ekonomisine hem de içtihat netliğine daha uygun düşerdi. Bozma kararının bu haliyle, alt derece mahkemelerine iki farklı senaryoyu birden değerlendirme yükü bırakması, uygulamada tereddüt yaratma riski taşımaktadır.

← Zurück zur Startseite